Tıbbi Jeoloji Yazıları;

  KİL MİNERALLERİ - İNSANLARDA KİL YEME ALIŞKANLIĞI (JEOFAJİA)- PELOİDLER – BENTONİT VE DETOKS KİLİ – PATOJENLER – PEKMEZ TOPRAĞI VE TIBBİ JEOLOJİK YÖNDEN DEĞERLENDİRME

16. Ulusal Kil Sempozyumu.  Bildiriler Kitabı-72-83. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi yayınları: 127-2015-Çanakkale

 

16. Ulusal Kil Sempozyumu.  2 Eylül 2015-Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi-  Eşref Atabey-Kil ve sağlık

 


 

KİL MİNERALLERİ - İNSANLARDA KİL YEME ALIŞKANLIĞI (JEOFAJİA)- PELOİDLER – BENTONİT VE DETOKS KİLİ – PATOJENLER – PEKMEZ TOPRAĞI VE TIBBİ JEOLOJİK YÖNDEN DEĞERLENDİRME

CLAY MINERALS - CLAY EATING HABITS OF PEOPLE (GEOPHAGIA) - PELOIDES -BENTONITE AND DETOXIFICATION CLAYS – PATHOGENS - MOLASSES SOIL
AND EVALUATION IN TERMS OF MEDICAL GEOLOGY



DR. EŞREF ATABEY
Jeoloji Yüksek Mühendisi (Tıbbi Jeoloji Uzmanı)
Hacettepe Üniversitesi Medikal Jeoloji ve Mezotelyoma Araştırma ve Uygulama Merkezi
e-posta: esrefatabey@gmail.com
web: www.tıbbijeoloji.com


ÖZ

Doğada genel olarak kaolinit, simektit, illit ve klorit grubu kil mineralleri bulunmaktadır. Bunların fiziksel ve kimyasal özellikleri farklı olup, plastiklik, renk ve büzüşme özelliği vardır. En önemli kil türleri; kaolin, seramik killeri, refrakter killeri, bentonitler, ağartma toprakları ve tuğla/kiremit üretiminde kullanılan killerdir. En az % 50-60 simektit (montmorillonit) içeren killer bentonit olarak adlandırılmaktadır. Bu tip killer insanlar tarafından çinko-demir eksikliğine bağlı olarak bir besin maddesi gibi tüketilmektedir. Ancak kil yeme sonucunda anemi gibi sağlık sorunları ortaya çıkabilmektedir. Toprakla birlikte birçok patojen bünyeye alınmakta ve bu patojenler sağlığa zararlı olabilmektedir. Bentonit ayrıca sıvı halde vücuttaki toksinlerden arınmak için detoks amaçlı kullanılmaktadır. Termal çamurlar diye nitelendirilen peloidler, sağlık amaçlı olarak, paket, bulamaç (macun), banyo, tek kullanımlık hazır paket balçığı, krem, pudra, yüz maskeleri, plaster, yakı, antiperspiran  ve emülsiyon şekillerinde kullanılabilmektedir. Türkiye’de kil ve toprak yeme olayı yanında özellikle üzüm yetiştirilen yerlerde sıklıkla pekmez yapımında pekmez toprağı kullanılmaktadır. Kullanılan toprağın da ağır metaller ile toksik madde katkıları yönünden sağlık riskleri olabilmektedir.


Anahtar kelimeler: kil mineralleri, kilin özellikleri, kil yeme alışkanlığı (jeofajia), peloidler, patojenler, bentonit, detoks kili, pekmez toprağı, halk sağlığı, tıbbi jeoloji


ABSTRACT

Kaolinite, smectite, illite and chlorite groups are the most common the clay minerals found in nature. Their physical and chemical features are different from each other and the distinctive properties of them can be given as plasticity, color and shrinkage. The most important clay types are kaolinite, china and refractory clays, bentonites, bleaching earths and the ones that used in the production of brick/tile. The clays which contain at least 50-60% smectite (montmorillonite) are called as bentonite. Depending on the zinc-iron deficiency, such clays are consumed like a nutrient by some peoples. However, as a result of eating of clay, health problems like anemia may occur. Together with soils lots of pathogens are taken to the body, and they can be harmful to the human health. Bentonite is also used in order to purge the toxins from body for the purpose of detoxification in liquid form. Thermal muds that known as peloides can be used in the forms of  packages, slurry (paste), bath, pre-packaged disposable clay, cream, powder, face masks, plaster, patch, antiperspirant and emulsion as for health. Besides eating clay and soil events in Turkey, especially in places where grapes are grown, molasses soil is used in making of molasses. These soils may carry health risks in terms of heavy metals and toxicants.

Key words: clay minerals, properties of clay, clay eating habits (geophagia), peloides, pathogens, bentonite, detox clay, molasses soil, public health, medical geology

KİL MİNERALLERİ

Kil, sedimanter kayaların tane iriliğini ifade eden bir terim olarak kullanılmaktadır. Tane büyüklüğü 2 mikrometreden (0,02 mm) daha küçük taneciklere kil denilmektedir. Kilden oluşan sedimanter kökenli kayaçlara kiltaşı denilmektedir. Kil mineralleri esas itibariyle alüminyum hidrosilikatlardır. Bazılarında alüminyumun yerini tamamen veya kısmen Fe veya Mg alır. Bazı killer tek bir kil mineralinden ibarettir. Fakat çoğu birkaç mineralin karışımıdır. Killer içinde kil minerallerine ilaveten kuvars, kalsit, feldispat ve pirit gibi farklı mineraller bulunur (Akıncı, 1968).

Kil minerallerinden amorf olanlar allofonlar, kristal yapıda olanlar ise kaolinit, simektit, illit ve klorit grubu diye ayrılmaktadır. Levha yapılar içinde, bir silis tedraeder tabakası ile bir alüminyum oktaeder tabakasından oluşan; iki tabakalı tiplerden eş boyutlu olanları kaolinit, dikit, nakrit, uzamış olanları ise halloysit grubudur (Namlı, 2012). Levhalı yapılardan 2 silis tedraederi tabakasıyla 1 adet merkezi dioktaedral veya trioktaedral tabakadan ibaret olup;  genişleyen şebeke yapılı eş boyutlu olanları montmorillonit ve sasonit, uzamış olanlar ise montmorillonit grubundan montronit, saponit, hektorittir (Namlı, 2012). Genişlemeyen şebeke yapılı olanlar da illit grubudur.

Kaolinit grubu kil minerallerinin kimyasal bileşimi Al2O3.2SiO2.2H2O (Al2Si2O7.2H2O)’dur. Yoğunluğu 2,61- 2,68 gr/cm3, Mohs sertlik ölçeğine göre sertliği 2-2,5, rengi beyaz, açık kırmızı, kahverengi arası değişmektedir. Sulu alüminyum silikatlardır. Bir oktahedral tabakaya bağlı bir tetrahedral tabakadan oluşan 1:1 tipi tabakalı silikatlardır. Granit kayaçlardan elde edilen bir kil türüdür. Kaolinit, kaolin mineralleri arasında en yaygın bulunanıdır. Kaolinit şişmeyen bir mineraldir (Namlı, 2012).

Halloysit sulu ve çubuk yapılı kil mineralidir. Kimyasal bileşimi: (OH)8Al4Si4O10.4H2O. Simektit grubu kil mineralleri; dışta iki silika tetrahedra tabakası ile aralarında bir Al oktahedra tabakasından meydana gelmektedir. Magnezyum veya demirle birlikte potasyum dışı alkalileri ve bazı toprak alkalileri içeren kil mineralidir (Önem, 2000). Bu gruptaki minerallerin yoğunluğu 2-3 gr/cm3, sertlikleri 1-2’dir.

Montmorillonit halk dilinde lekeci kili veya çamaşırcı toprağı olarak tanınmaktadır. Montmorillonit, 2:1 tabaka yapısına sahiptir. Bu grup; propillit, talk, vermikülit, sakonit, saponit, nontronit ve montmorilloniti kapsayan birçok mineralden oluşur. Tetrahedrallerin tümü Si4+ iyonu içerir. Ancak oktahedrallerin sekizde biri Al3+ iyonu yerine Mg2+ iyonu içermektedir. Kil su ile temas ettiğinde, su tabakaların arasındaki boşluklara girer ve kilin şişmesini sağlar. Yüksek plastiklik ve kohezyon, su ve iyon adsorbsiyonu için büyük yüzey alanına sahip olup, bu nedenle çok yüksek katyon değiştirme kapasitesi vardır (Namlı 2012). Montmorillonitin bileşimi Mg2Al10Si24(OH)12.(Na,Ca)’dur (Önem, 2000).

İllit grubu kil mineralleri; genellikle mika minerallerinin yapısına benzer. Bu yapılar, simektit grubunda olduğu gibi iki silika tetrahedra tabakası arasında yer alan aluminyum oktahedra tabakası şeklindedir. İllit mika minerallerinden daha az K içerir. İllit kristallerinin tane boyutu 0,1- 0,3 mm kadardır. İllitin teorik formülü K1-1.5Al4-3.5(Si7-6.5Al1-1.5)O20(OH)4, yoğunluğu 2,6- 2,9 gr/cm3, sertliği ise Mohs ölçeğine göre 1- 2‘dir. Genelde diyajenetik ve hidrotermal kökenlidir. İllit minerallerinin yapı özellikleri genellikle mika minerallerinin yapısına benzer. Bu yapılar, smektit grubunda olduğu gibi iki silis tetrahedra tabakası arasında yer alan aluminyum oktahedraları şeklindedir. Potasyum iyonlarının birim tabakaları arasında köprü vazifesi görmesi ve bunları bağlamalarından dolayı genişlemezler (Namlı 2012).

Klorit grubu kil mineralleri; talk, serpantin, biyotit ve Mg ve Fe’li kil mineralleri arasında bir bileşime sahip olup, bu mineraller ile birlikte bulunurlar. Genel bileşimleri (Si,Al)8(Mg,Fe)6O20(OH)4’dir. Bileşimi tetrahedra tabakalarında Si4+ yerine Al3+ girerek (Si3Al veya Si2Al2) şeklinde değişir. Bu iyon değişimleri nedeniyle klorit minerallerinin bileşimleri birbirinden farklıdır. Klorit grubu minerallerin yoğunluğu 2,6-3,3 gr/cm3, sertlikleri 2-3’dür.

Kil minerallerini tanımlamak, sınıflandırmak, kullanım alanlarını tespit etmek için; X-Işınları toz difraksiyonu (XRD), diferansiyel termik analiz (DTA) ve taramalı elektron mikroskop (SEM) yöntemleri, S nem, pH, şişme, yüzey atanı, S katyon değişim kapasitesi, yoğunluk, tane boyutu, plastiklik analizleri yapılmaktadır (Malayoğlu ve Akar, 1995).

KİLİN ÖZELLİKLERİ

Plastiklik: Ezilmiş kile uygun miktarda su karıştırıldığı zaman işlenebilme ve şekillendirme özelliği gelişir. Böylece kil şekil alır ve kuruduğu zaman bu şeklini korur. Su dışında hiçbir madde kile plastiklik özelliği kazandırmaz. Bu konuda yapılmış deneylerde birçok sıvı (alkol, gaz, terebentin, amonyak, aseton vb.) kullanılmışsa da hiç birisi ile bu özellik elde edilememiştir (Atabey, 2010).
 
Renk: Killer metal oksitlerle karışık bir şekilde bulunduklarından doğal olarak renklenmiş durumdadırlar. Ayrıca organik maddeler de ihtiva edebilir. Kilin saf olması halinde rengi beyaz olur. Bunun ötesinde killerin renkleri sarı, pembe, kırmızımsı, mavimsi gri, yeşil ve siyahımsı olabilir. Kilde limonit bulunması halinde rengi sarımsı, kahverengidir. Kilde; demir peroksit bulunması halinde rengi kırmızı, mangan dioksit bulunması halinde rengi siyah, organik maddeler bulunması halinde ise menekşe rengindedir.

Büzüşme: Kil su ile yoğrulup şekillendikten sonra kurumaya terk edilirse şekillendirme sırasında verilmiş olan ölçüleri küçülür. Diğer bir değişle kil hamurunun kuruma sırasında hacmi küçülür. Bu olaya kilin büzüşme yapması denir. Büzüşme, kilin kuruması sırasında olduğu gibi pişmesi sırasında da devam eder. Kilin kurumasından meydana gelen büzüşme, kilin plastik özelliğine bağlıdır.
Kilin pişme teorisi: Kil, düşük sıcaklık derecesinde bir etüve konulursa sertleşir. Önce serbest haldeki suyunu, daha sonra da emdiği suyun önemli bir kısmını kaybederek giderek daha fazla büzüşür. Etüvün sıcaklık derecesi 200 °C'ı geçmezse, bu olay geriye dönüşebilir. Bu durumda kil soğuduğu zaman öğütülüp pudra haline getirilerek su ile yoğurulursa plastiklik gösterebilir.
Kil ile su karışımının özellikleri: Kil kütleleri nispeten düşük sıcaklıkta (oda sıcaklığında) bünyelerinde bir miktar su tutar ve 100°C-110° C’da bu su kil bünyesinden tamamen ayrılır.
Moleküler su: Kil kütlelerini meydana getiren kil mineral taneciklerinin etrafını saran ve boşlukları dolduran sudur.
Katmanlar arası sular: Kil minerallerinde (vermikülit, montmorillonit, sulu halloysit gibi) kristal yapı birimlerinin katmanları arasında bulunan sudur. Bu su nem ve sıcaklığa göre artıp azalabilir. Artması ile kil minerallerinin c ekseni büyür ve kilde şişme meydana gelir.

KİLİN KULLANIMI

Ekonomik bakımdan en önemli kil türleri; kaolin, seramik killeri, refrakter killeri, bentonitler, ağartma toprakları ve tuğla/kiremit üretiminde kullanılan killerdir. Kaolen, seramik, porselen, boyalarda, kağıt ve çömlekçilikte, plastik eşya, yapay kauçuk, ilaç, gübre, mürekkep ve kozmetik ürünlerin yapımında kullanılır. Suyu alarak şişen montmorillonit tanecikleri bitişiğindeki diğer elamanları bünyelerine hapsettiklerinden, suların ve likörlerin temizlenmesinde, bitkisel yağların renklerinin ağartılmasında, petrolün arıtılmasında katalizör olarak kullanılır (Önem, 2000). Bentonit; sondaj, döküm, demir-çelik endüstrisi, kedi kumu, tarım, jeotekstil, gıda, ilaç, boya ve kozmetikte kullanılır.

KİL YEME ALIŞKANLIĞI (JEOFAJİA)

Kil ve toprak yeme alışkanlığı (jeofajia ve pika); besleyici değeri olmayan bir maddenin ya da bir gıdanın düzenli ve aşırı miktarda yenmesi ile karakterize bir davranış bozukluğudur (Lacey, 1990; Robinson ve diğerleri, 1990). Pika; alışılmadık nesneleri yeme, pika pika ya da daha özgün biçimde jeofajia olarak bilinmektedir. 16. yüzyıldan bu yana yaygın olarak bilinen diğer pika formları; kömür, alçı, gübre, kül, kar ve buz yemeyi (pagofajia) içermektedir (Smith, 2001). Çocukluk yaş grubunda daha fazla olmak üzere, tüm toplumlarda kil ve toprak yeme alışkanlığı görülebilir (Arcasoy, 1994).

Modern toplumlarda rastlanmamakla birlikte, kil ve toprak yeme alışkanlığı bazı topluluklar arasında yaygın olup, zehirlenme vakaları gibi tüm sağlık sorunları için bir tedavi olarak Aristoteles (M. Ö. 384-322) zamanından bu yana uygulanmaktadır. Toprak bir macun şeklinde yerden alınarak tüketilmekte, ya da beyaz karınca yuvaları gibi özel kaynak ya da geleneksel ot ve toprak karışımı bir madde de tercih edilmektedir (Smith, 2001). Bunlar çocuklar tarafından ve kadınlarda gebelik sırasında tedavi amacıyla alınabilmektedir.

Afrika’da kurutulmuş toprak, fasulyeleri ve yer fıstıklarını çürümeden koruyucu işlevi görürken, 20. yüzyılın başlarında toprak ve killer Avrupa’da un ve tereyağı yerine kullanılmıştır. Kil ve toprak yeme isteği olan insanlarda, bu isteğin, sıklıkla yağmurdan sonra olduğu bilinmektedir. Araştırmacıların Afrika’da görüştükleri bir kadın “Biraz toprak tadana kadar ne uyuyabilir, ne de iştah duyabilirsiniz” demiştir. Bir başkası özellikle yağmurdan sonra toprak tüketme ivediliğini “Nereye gidersem gideyim, ister mutfağa, ister tuvalete, isterse dışarıya; toprak hoş kokuyor” şeklinde ifade etmiştir. Kenya’da jeofajia ile yenilen toprağın miktarının tipik olarak günde 20 gram olduğu bilinmektedir. Bu, el ve ağız teması yoluyla dikkatsiz sindirimin bir sonucu olarak alınan miktarın (örneğin günde 50 miligram) yaklaşık 400 katından fazladır (Smith, 2001; Atabey, 2005, 2010).  Kil ve toprak yemenin birçok nedeni bulunmaktadır (Abrahams, 2005; Atabey, 2010). Besin ya da besindeki zehiri arıtıcı olarak, psikiyatrik ve psikolojik nedenlerle, tedavi amaçlı, kültürel nedenlerle ve fizyolojik nedenlerle kil yenmektedir (Abrahams, 2005; Atabey, 2010).

Kil ve toprak yeme alışkanlığı ülkemizde özellikle Orta Anadolu’nun kırsal kesimlerinde yaşayan çocuklar, kızlar ve hamile kadınlarda oldukça yaygındır ve sağlık sorunu olacak düzeydedir. Bu alışkanlık, gelişmenin çok hızlı olduğu çocukluk yaşlarında demir ve çinko eksikliğine neden olmaktadır. Bu iki önemli yararlı elementin eksikliği ise organizmada çesitli organların işlevlerini hatta anatomik yapısını değiştirmektedir (Çavdar ve diğerleri, 1983; Arcasoy, 2001; Atabey, 2010, 2011a).

Hayvanlar arasındaki jeofajia vakaları, killerin ve toprak minerallerinin sindirilmesi şeklinde olmaktadır (Smith, 2001). Bu durum, Orta Afrika’daki gorillerden, Güney Amerika’daki makav papağanlarına kadar değişen çeşitlilikteki hayvanlar arasında yaygındır. Hayvanlar arasında jeofajia, tropikal yağmur ormanları arasında beslenmeye başlamadan önce nehir kenarlarındaki kilde oynaşan makav papağan sürüsünün günlük gösteri malzemesi olmaktadır (Smith, 2001; Atabey, 2010).

Kil ve toprak yemenin yaratabileceği sorunlar

Türkiye’de de özellikle kırsal kesimde toprak ve kil yeme olayları yaygın olup, şehirlerde bu amaçla kil satılmaktadır. Kili alan müşterilerin asıl amaçlarının kili yemek, saçlarını yıkamak ve yaraların iyileşmesinde kullanmak olduğu belirtilmiştir (E. Atabey, esnafla görüşme, 10 Temmuz 2004; 1 Mayıs 2010). Kil ve toprak yeme alışkanlığı olan insanlar tükettikleri malzemenin türüne göre tozlarından da olumsuz etkilenebilmektedirler. Örneğin; asbest tozlarının akciğer kanserine neden olduğu bilinmektedir (Barış ve Atabey, 2009; Atabey, 2009a).

Ortaya çıkabilecek sorunların başında kurşun zehirlenmesi gelir. Özellikle yenilen boyalardan vücutta biriken kurşun öğrenme güçlüklerine, beyin hasarına ve ileri evrelerde ölüme bile yol açabilir (Abrahams, 2005). Besin değeri olmayan gıdaların yenilmesi gerçek besinlerin yerini alıp beslenme eksikliğine sebep olabilir. Taş, cam gibi sindirilemeyen sert maddelerin yutulması kabızlığa, sindirim sisteminde darlığa, hatta tıkanıklığa ve yırtılmalara neden olabilir. Kil yeme ile As, Mn, Fe, Co, Ni, Cu, Zn, Cr, V alınabilmektedir (Atabey, 2015). Kilin toksik etkileri doğrudan jeofaji ile ilişkilidir. Toksikoloji açısından önemi, oral yol ile alınan kil örneklerinin içerebileceği; ağır metaller (başta kurşun, arsenik, krom ve kadmiyum olmak üzere) ve organik klorlu bileşik (dioksin ve dibenzofuran) kirliliği taşımalarıdır.  Riskli gruplar; gebe ve çocuklardır (Reeuwijk ve diğerleri, 1990; Abrahams, 2012).

PATOJENLER

Patojen sözcüğü, topraktaki organizmalar, hastalığa neden olan her türlü organizma ve madde anlamındadır. Kil ve toprak tüketilmesinin sakıncaları, kirletilmiş/kirlenmiş topraklardan belirli oranda bakteri, mantar ve diğer mikroorganizmaların toprakla birlikte alınmasıdır. Toprak ve yenilen kirli nesnelerden bulaşan bakteri ve parazitler karaciğer ve böbreğe hasar verebilecek, tüm sistemi tehlikeye atabilecek ciddi enfeksiyonlara yol açabilir (Abrahams, 2005; Atabey, 2010). Toprakla birlikte alınan parazitler insanlarda anemi gibi değişik hastalıkların nedeni olabilmektedir (Atabey, 2010).

Toprakta yaşayan tekhücreliler (protozoa), mantarlar, bakteriler ve virüsler ile yaşamını sürdürmek için bir bitki ya da hayvan konağa gereksinim duyan daha az bilinen bazı mikroplar insanlara hastalık nedeni olabilirler. Virüsler haricinde olasılıkla 10.000 türe kadar çıkan 400’ün üzerinde bakteri türü sınıflandırılmış olup çoğu durumda bunlar toprakta yaşayan diğer canlılardan daha boldur (Bultman ve diğerleri, 2005). İnsanda toprakla taşınan patojenler geçmişten günümüze insanlığa görünüş bozukluğu, acılar, körlük, ölüm ve tıbbi masraflar açısından ortaya inanılmaz bir rakam çıkarmış ve gelecekte de bunun böyle süreceği beklenmektedir. Kancalı kurt hastalığı Ancylostoma duodenale ve A. ceylanicumun (her ne kadar enfeksiyonun asıl nedeni derinin toprakla teması olsa da) ağız yoluyla vücuda girmesinden kaynaklanır (Bultman ve diğerleri, 2005).

KİLİN SAĞLIK İÇİN KULLANIMI

İnsanlar arasında kil tüketimi çeşitli biçimlerde olabilmektedir. Kızılderililer meşe palamudu içindeki tanenleri gidermek için meşe palamuduyla kil karışımı ekmek yapmaktadırlar (Timothy ve Duquette, 1991). Kil ayrıca,  özel tıbbi amaçlar için, genellikle bulantı gibi gastrointestinal hastalıklara karşı, yanık ya da ishal önlemede de kullanılmaktadır (Donald ve Ferrell, 1985). Kilde organik maddelerin az miktarda bulunuşu, sülfitlerin olmaması, emme gücü ve plastikliği nedeniyle  çok eskiden beri eklem, omurga hastalıklarında ve zedelenmelerinde, kadın hastalıklarını tedavi amaçlı, kozmetik ve organizmada bulunan zararlı maddelerin temizlenmesinde de kullanılmaktadır (Halilova, 2008).

Bağırsak tıkanmasında doktorlar kil terapisi reçetesi teklif etmektedirler: 1-2 litre temiz suya 3-4 yemek kaşığı kuru beyaz kil katılır.  Kullanılmadan önce sıvı karıştırılıp süzülür. 3 gün enjeksiyon yapılır. Lavman amaçlı bir gün aradan sonra 3 gün tekrar yapılır. 15 gün ara verildikten sonra tedavi tekrar edilebilir (Halilova, 2008). Killi şırınga tedavisi kabızlıkta iyi sonuç vermektedir. Her şırıngadan sonra bir bardak taze kil dökülerek içilmesi gerekir (Halilova, 2008). Kil, larenjit ve anjinde de kullanılır. Önce kilden kalıplar yapılır bu kalıpları 2-3 saat boyunca boğaza konur. Aynı zamanda ağız ve boğaz killi su ile çalkalanır (deniz veya maden suyu katılır). Tedavi günlerinde temizlenmiş kil parçasının emilmesi gerekmektedir. Killi banyoları tedavi edici bitkilerle birlikte alınması önerilir (Halilova, 2008).

PELOİDLER

Yunanca pelos (çamur) ve therapy (tedavi) sözcüklerinden türemiştir. “Şifalı çamur” olarak adlandırılan peloidler; “doğal jeolojik ve/veya biyolojik olaylar sonucu oluşan yer altı ve deniz kaynaklı organik ve/veya inorganik maddeler” şeklinde tanımlanmaktadır (Resmi Gazete: 21.04.2005-25793). Peloidler, insan vücudu için önemli işlevlere sahip Mg, Na, Ca ve K gibi minerallerce zengin, ince boyutlu silikat malzemeden oluşmuş bataklık, deniz ve delta balçıkları ile termomineral suyla karıştırılmış çamurlardır.  

Peloidoterapi; doğal jeolojik ve/veya biyolojik olaylar sonucu oluşan organik ve/veya inorganik maddeler olan peloidlerin bir balneoterapi yöntemi olarak kullanılmasıdır (Resmi Gazete: 21.04.2005-25793). Peloidler, sağlık amaçlı olarak, paket, bulamaç (macun), banyo, tek kullanımlık hazır paket balçığı, krem, pudra, yüz maskeleri, plaster, yakı, antiperspiran  ve emülsiyon şekillerinde kullanılabilir (Resmi Gazete: 21.04.2005-25793).

Alınan numunelerin bakteriyolojik ve kimyasal analizleri, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığı laboratuvarlarında veya Bakanlıkça yeterli ve uygun görülecek diğer özel ve resmi laboratuvarlarda, radyoaktivite analizleri ise Türkiye Atom Enerjisi Kurumu laboratuvarlarında yapılır. Kaplıca tedavisinde, başlıca özellikleri açısından turbalar, bataklar, deniz ve delta çamurları ile toprak diye sınıflandırılan peloidler kullanılır (Resmi Gazete: 24.07.2001-24472). 

BENTONİT

Bentonit; 19. yüzyılda ABD Wyoming Elaleti’nde Ford Benton’da işletilmeye başlanan killere verilen bir addır. En az % 50-60 simektit (montmorillonit) içeren killer bentonit olarak adlandırılır. Montmorillonitte Si/Al oranı yaklaşık 7/1’dir. Dolayısıyla illite göre daha da az alkali içerir. İyon değişme özelliği yüksektir. Büyük plastiktik özelliği sağlar. Ara tabaka çok su alabilir ve böylece şişer (Akıncı, 1968). Ele sürülünce yağsı bir görünüşle yayılır ve yüzeye yapışır. Suyla şişme özelliği 600 0C’dan sonra kaybolan bentonitin kuru haldeki yoğunluğu 2,7-2,8 gr/cm3’tür. Aynı bentonit toz haline gelirse, yoğunluk hissedilir şekilde düşerek 1,6-1,8 gr/cm3 kadar olur (Önem, 2000). Alkali, yarı alkali, toprak alkali türleri vardır. Kalsiyum bentonitlere, halk dilinde ağartma toprağı denilmektedir. Bunlar, bileşimleri kalsiyum ağırlıklı montmorillonitlerdir.

Halk arasında kil yeme alışkanlığı kapsamında yaygın olarak tüketilen killerdir (Atabey, 2010, 2015). Genel anlamda Bentonit, Codex Alimentarius Komitesi tarafından hazırlanmış gıda katkıları listesinde asit-baz sağlayıcılar E500–578 sınıfında yer alır (http//www.medikil.com). Kodeks Alimentarius tamamıyla Latinceden çevrilmiş bir “gıda kodu” dur. Bu kodeks gıda ticaretinde tüketici sağlığını korumak ve uygulamaların iyi niyet ilişkileri içerisinde sağlanması amacıyla formüle edilmiş, bir seri genel ve çok özel gıda güvenliği, standartlarını kapsamaktadır. Kodeks Alimentarius 1960'larda iki uluslararası organizasyon olan Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından ortak oluşturulmuştur (http://www.food-info.net/tr/qa/qa-wi33.htm).

 

Etkileri

Toksinleri bağlayabilme ve sonrasında bunları vücut dışına atabilme özelliği gösterebilmesi, homotetik özelliği ile vücudu denge durumuna getirmeye yardımcı olabilme özelliği (http://www.milliyet.com.tr/a-dan-z-ye-bentonit-kili-pembenar-yazardetay-aile-2011847/). pH seviyesinin 9’un üstünde olması ve bu sayede vücut pH’ını hafif alkali tutmaya yardımcı olabilmesi, vücudun kan akışını, oksijen seviyesini ve hücre onarım hızını arttırmaya yardımcı olabilmesi, vücuda yararlı çok sayıda ve çeşitli iz mineralleri (kalsiyum, potasyum, magnezyum vs.) barındırabilmesi, pozitif yüklü parçacıklar için negatif yüklü elektrik çekim özelliği gösterebilmesi, jel kıvamına geçtiğinde çekim gücü kapasitesinin çok fazla artabilmesi, levhamsı parçacık yapısı olması ve böylelikle yüzeysel elektriksel çekim gücünün yüksek olabilmesi, nano boyut parçacık yapısı ve buna bağlı olarak hacimsel olarak ta pozitif yükü çekme gücü gösterebilmesi (http://www.milliyet.com.tr/a-dan-z-ye-bentonit-kili-pembenar-yazardetay-aile-2011847/).

Toksin ve detoks

Toksin; zehir demektir. Toksinler hem vücudumuzda üretilir hem de dışarıdan alınır. Detoks ise; herhangi bir yolla vücudumuza giren ya da vücudumuz tarafından üretilen ve atık madde olarak dışarı atılmayı bekleyen toksinlerden kurtulmak anlamına gelmektedir. Latince kökenli bir kelimedir ve detoxification kavramının kısaltılmışıdır Modern bilimde genelde serbest radikal olarak adlandırılan bu toksik maddeler solunum yoluyla, yiyecek ve içeceklerle vücuda girerler. Ayrıca yanlış beslenme şekli ve sindirim sisteminin güçlü olmaması sonucu vücutta da oluşurlar. (http://detoks.nedir.com/#ixzz3WKEfHxAt).



SIVI BENTONİTİN DETOKS AMAÇLI KULLANIMI

Vücuttaki toksinlerden arınmak, detoks yapmak için Clay Cure kitabının yazarı Ran Kinishinsky (1998) kil yeme ve içme önermektedir. Kitabında sıvı kil içenlerin ne gibi yararlar gördüğünü yazmış ve bağırsakların düzenli çalıştığını, kronik kabızlığı iyileştirdiğini, ishal, hazımsızlık ve ülserin daha iyi duruma geldiğini, daha beyaz ve parlak gözler, reflekslerde düzelme, duygusal canlılık, doku ve damakta iyileşme, enfeksiyonlara karşı direncin arttığını gözlemlediğini belirtmiştir. Sıvı bentonit içildikten sonra vücuttan normal yolla atılır. Detoks kili için yüksek dozlar önerilir. 4 ile 6 hafta 3 onz sıvı kil günde 3 defa alınır. Daha sonra ise günde 1-2 sefere inilir (http://www.mucizebentonit.com/detoks-kil-icilen-sivi-bentonit-kili.html).

Detoks için sıradan bir kil tercih edilmemelidir. Sadece simektit grubundan olan kalsiyum bentonit kilini kullanılması gerekir. Bentonit kili kalsiyum içerir. Emme ve yüzeyde tutma özelliği vardır. Negatif yüklü iyonlarıyla vücuttaki pozitif yüklü maddeleri (bakteri, toksin, virüs gibi)  tutma özelliği vardır. Kalsiyum bentonit kili bu maddeleri hem yüzeyinde tutar, hem de çeker. Bentonit kili etkisi, içinde yüksek miktarda barındırdığı montmorillonit minerali ve iyonik yapısı sayesinde olmaktadır (http://www.mucizebentonit.com/detoks-kil-icilen-sivi-bentonit-kili.html).

Sıvı bentonit; vücudun kimyasal, toksin, bakteri, virüs, aflatoksin ve serbest radikallerden arındırılmasında, cıva ve kurşun gibi ağır metallerin vücuttan atılmasında ve otizm ile mücadelede, diş ve diş eti temizliğinde, ağız yaralarında, baş ağrısı, göz yorgunluğunda, erken yaşlanma, kırışık ve selülitlerde, egzema ve sedef hastalığı gibi ciddi deri hastalıkları, sivilce, böcek sokmaları, siğil ve mantar gibi cilt sorunlarında(http://www.eytonsearth.org/general-uses-clay.php), enfekte yaralar, kaşıntı ve yanmalarda, kemik ve kas hasarı, romatizmal rahatsızlıklarda ve karpal tünelde, kronik bel ağrıları, miyozit, tendinit, fibromiyalji sendromları, yumuşak doku ve hareketsiz kalma durumlarında, sindirim sistemi ve barsak rahatsızlıklarında (Reflü, ülser, kusma, ishal vb.), parazitler ile mücadele ve kolon temizliğinde, karaciğer problemlerinde, bağışıklık sistemin güçlendirmede, radyasyon ışımalarının olumsuz etkilerini engellemede ve etkilerini azaltmada (http://www.eytonsearth.org/general-uses-clay.php), AIDS (HIV virüsü), kuş gribi ve insan gribinde kullanılmaktadır (http://www.eytonsearth.org/general-uses-clay.php).

PEKMEZ TOPRAĞI

Pekmez üretimi ve pekmezde toprak kullanımının binlerce yıllık bir geçmişi bulunmaktadır.  Geleneksel olarak pekmez üretmek için üzümler önce sıkılır ve şırası elde edilir. Şıraya pekmez toprağının katılmasının nedeni şırayı durultmak, süzmeyi kolaylaştırmak ve şıranın ekşiliğini gidermektir (Atabey, 2010). Bu işlem genelde içeriğinde % 50-90 oranında kalsiyum karbonat bulunan pekmez toprağı kullanılarak yapılır (Yazıcıoğlu, 1967).  

Türkiye’de özellikle üzüm yetiştirilen yerlerde pekmez toprağı kullanımı oldukça yaygındır. Pekmez toprağı genellikle kalsit bileşimli olup, diğer mineralleri de içermekte ve sağlık bakımından risk taşımadığı bilinmektedir. Ancak asbestli olanların tozlarının solunması sağlık bakımından risklidir (Atabey, 2010). Pekmez toprağı olarak yumuşak, dağılabilir, kil boyutunda, genellikle beyaz, gri malzemeler kullanılmaktadır. Pekmez toprağı malzemesi tebeşir kayası, altere olmuş gölsel kireçtaşı, altere olmuş kireçtaşı, altere olmuş traverten kayası ile asbestli, altere serpantin malzemesidir (Atabey, 2010).

Pekmez toprağı olarak kullanılan malzemelerin genellikle kalsit (CaCO3) bileşenli olduğu ve pekmezde kullanımının sağlık yönünden bir sakıncası olmadığı yönündedir. Ancak, yerleşim yerlerine yakın bulunan alanlardaki pekmez toprağının çöp atıkları, ilaç kalıntıları, ağır metal kirliliği  (arsenik gibi) yönünden kullanılmaları sakıncalı olabilir. Kullanılan bazı pekmez toprakları asbest lif ve tozlarından oluşabilmektedir (Atabey, 2010, 2011b). Pekmezde asbestli toprak kullanımı konusunda şimdiye kadar zararlı olduğuna ilişkin bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak asbestli toprağın ocaklardan çıkartılması ve kullanımı sırasında, tozlarının solunmasıyla sağlık riski oluşabilmektedir (Atabey, 2010).  Dikkat edilmesi gereken en önemli konu Polisiklik Aromatik Hidrokarbonlar (PAH) yönündendir (Battaloğlu, 2009).

Tıbbi jeolojik yönden değerlendirme

Türkiye’de bazı insanlar tarafından değişik amaçlar için kil ve toprak doğal olarak tüketilmekte ve bu durum alışkanlık halini almaktadır. Doğal olarak kil ve toprak yenmesinin ana nedeninin beslenme yetersizliği, demir ve çinko eksikliğine bağlı olduğu yönündedir.  Özellikle hamile kadınlar ve kızlar kil ve toprak yeme ihtiyacını hissetmektedirler. Bir besin maddesi gibi tüketilen kilin, fiziksel ve kimyasal özellikleri ortaya konulmalı tıbbi jeolojik yönden araştırılması ve değerlendirilmesi yapılmalıdır. Kil ve toprak yeme alışkanlığının sakıncaları hakkında insanlar, Sağlık Bakanlığı’nca bilgilendirilmelidir. Toprak ve kil yeme alışkanlığı olan insanlar tespit edilerek tedavileri yaptırılmalıdır. Çinko ve demir mineralleri eksikliğine karşı, özellikle kadınların yeterli beslenmeleri ve mineral eksikliğini giderici önlemler alınmalıdır.

Kil ve toprak yeme sonucunda ise vücuda binlerce-milyonlarca toprak organizmaları (bakteri, mantar ve virüsler) alınmaktadır. Vücuda alınan organizmalar özellikle kancalı kurtlar bağırsak sistemindeki var olan besinleri de tüketmek suretiyle kişinin beslenme yetersizliği ve sonuçta anemi hastalığına yakalanması söz konusu olabilmektedir. Kil ve toprak yeme alışkanlığı sonucunda vücuda alınabilecek toprak organizmalarının zararlı etkilerini önlemek için hekime başvurulmalı ve gerekli tedaviler yaptırılmalıdır. Bu durum gözetilerek toprak ve kil yenmemelidir. İnsanlar bu yönde bilgilendirilmelidir.

Yaygın olmasa da Türkiye’de pekmez yapımında kullanılan pekmez toprağı değişik etkenlerle kirlenmiş, kirletilmiş olabilmektedir. Asbest türü pekmez toprağının tozu insanların akciğerlerini etkileyebilmektedir (Atabey, 2011c). Tarım Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından pekmez toprağı kullanımı denetim altına alınmalı, pekmez toprağı alınacak yerler belirlenmeli, kullanılacak toprağın gerekli ağır metal ve diğer kirleticiler bakımından analizleri yapılmalıdır.

Peloidler ve detoks amaçlı kullanılan killerle ilgili yönetmelik kurallarına uyulmalıdır. Analizleri yapılmamış, denetimden geçmemiş, sağlık için uygun olmayan materyaller kullanılmamalıdır.

 

Teşekkür

Metni okuyarak düzeltme önerilerinde bulunan Maden Yüksek Mühendisi Dr. Mehmet Karadeniz’e, bu konferansı verme olanağı sağlayan 16. Ulusal Kil Sempozyumu Düzenleme Kurulu’na ve sempozyumda emeği geçenlere teşekkür ederim.

 


 

Değinilen belgeler

Abrahams, P. W. 2004. Geophagy and the involuntary ingestion of soil. In: Essential of Medical
Geology (Eds. O. Selinus, B. Alloway, J. A. Centone, R. B. Finkelman, R. Fuge, U. Lindh ve P. Smedley), Chapter, 17, 435-458.
Abrahams, P. W.  2012. Involuntary soil ingestion and geophagia: A source and sink of mineral
nutrients and potentially harmful elements to consumers of earth materials. Applied Geochemistry 27, 954–968.
Akıncı, Ö.
1968. Seramik killeri ve jeolojisi. MTA Dergisi, 71, 63-73.
Arcasoy A. 1994. Türkiye'de geophagia (toprak yeme alışkanlığı). Ankara Üniversitesi
  Basımevi,1-50.
Arcasoy, A. 2001. Çinko ve çinko eksikliği,Ankara Thalassemia Derneği.
Atabey, E. 2005. Tıbbi Jeoloji. TMMOB Jeoloji Müh. Odası Yayınları: 88, 194s. ISBN: 975-395-
  844-7.
Atabey, E. 2009
a. Türkiye’de asbest, eriyonit, kuvars ve diğer mineral tozları ve etkileri. MTA
  Yerbilimleri ve Kültür serisi, 6, 190s. ISBN: 978-605-4075-44-7.
Atabey, E. 2009b. Arsenik ve etkileri. MTA Yerbilimleri ve Kültür serisi, 3, 91s. ISBN: 978-605-
  4075-28-7.
Atabey, E.
2010. Türkiye’de Kil ve Toprak Yeme alışkanlığı (jeofajia)-Topraktaki Organizmalar
(Patojenler)-Pekmez Toprağı ve Sağlık, MTA Yerbilimleri ve Kültür Serisi: 8, 121s. ISBN: 978-605-4075-81-2.
Atabey, E. 2011a. Tıbbi jeoloji ve insan sağlığı. Popüler Bilim Dergisi Mayıs 2011, 55-61.
Atabey, E. 2011b. İnsanlarda kil ve toprak yeme alışkanlığı. Aralık-Ocak sayısı 2011.
Atabey, E. 2011c. Pekmez ve pekmez toprağı. Popüler Bilim Dergisi Mayıs 2011, 55-61.
Atabey, E. 2015. Elementler ve Sağlığa Etkileri. Hacettepe Üniversitesi Medikal Jeoloji ve
Mezotelyoma Araştırma ve Uygulama Merkezi yayınları-1. ISBN: 978-605-65516-0-4. 619s.
Barış, Y. İ. ve Atabey, E. Türkiye’de mesleksel ve çevresel hastalıklar. 221s.  Verem Savaş
  Derneği yayını. Köseleciler 1933 Magic Digital Center, Bursa.
Battaloğlu, R. 2009. Niğde ilinden toplanan pekmez toprağı örneklerinde pestisit kalıntıları ve
polisiklik aromatik hidrokarbon (pah) aranması. 1.Tıbbi Jeoloji Çalıştay Bildiriler Kitabı. (Ed. Y. Örgün, G. Yalçın), TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yayını, 207-213.
Bultman, M. W., Fisher, F. S. ve Pappagianis, D. 2004. The ecology of soil-burne human
pathogens. In: Essential of Medical Geology (Eds. O. Selinus, B. Alloway, J. A. Centone, R. B. Finkelman, R. Fuge, U. Lindh ve P. Smedley), Chapter, 19, 481-511.
Çavdar, A.,O. Arcasoy, A., Cin, Ş., Babacan, E. ve Gözdaşoğlu, S. 1983. Geophagia
in Turkey: Iron and zinc definiency, iron and zinc absorption studies and response to treatment with zinc in geophagia cases. Zinc Deficiency in human Subjects, 71-97.
Donald, V. E. ve Ferrell, R. E. 1985. "Nigerian geophagical clay: A traditional antidiarrheal
  pharmaceutical." Science, 227, 634–636.
Halilova, H. 2008. Doğadan gelen sağlık. 128s. Palme Yayıncılık. ISBN: 978-605-5829-02-5.
http://detoks.nedir.com/#ixzz3WKEfHxAt
http://www.mucizebentonit.com/detoks-kil-icilen-sivi-bentonit-kili.html
http://www.eytonsearth.org/general-uses-clay.php
http://www.milliyet.com.tr/a-dan-z-ye-bentonit-kili-pembenar-yazardetay-aile-2011847/
http//www.medikil.com
http://www.food-info.net/tr/qa/qa-wi33.htm
Knishinsky, R. 1998. The Clay Cure: Natural Healing from the Earth Paperback-April 1, 1998
Lacey, E. P. 1990. Broadening the perspective of pica: Literature review. Public Health Rep. 105,
  1, 29-35.
Malayoğlu, U. ve Akar, A. 1995. Killerin sınıflandırmasında ve kullanım alanlarının
saptanmasında aranan kriterlerin irdelenmesi. Endüstriyel Hammaddeler Sempozyumu. Köse ve Kızıl (eds). 21-22 Nisan 1995. 125-133. İzmir.
Namlı, A. 2012. Bahcebitkileri_Toprakbilimi_3-PDF (erişim: 5.5.2015).
Önem, Y. 2000. Sanayi madenleri. Kozan Ofset. ISBN: 975-96255-1-2. Ankara.

Reeuwijk, N. M., Talidda, A., Malisch, R., Kotz, A.,  Tritscher, A., Fiedler, H., Zeilmaker, M. J.,
Kooijman, M., Wienk, K. J. H.,  Traag, W. A. Ve Hoogenboom, R. L. A. P. 1990. Dioxins (polychlorinated dibenzo-p-dioxins and polychlorinated dibenzo-furans)in traditional clay products used during pregnancy. Chemosphere 90, 1678-1685.
Resmi Gazete: 24.07.2001-24472. Kaplıcalar Yönetmeliği
Resmi Gazete Tarihi: 21.04.2005-25793. Peloidlerin Üretimi ve Satışı Hakkında Tebliğ.
Robinson, B. A, Tolan, W. ve  Golding-Beecher, O.1990. Childhood pica some aspects of the
  clinical profile in Manchester, Jamaica. West Indian Med. J. 39, 1, 20-60.
Smith, B. 2001. Geophagia. Earthwise, 17, 24-25. BGS.
Timothy, J. ve and Duquette, M. 1991. "Detoxification and mineral supplementation as functions
  of geophagy." American Journal of Clinical Nutrition, 53, 448-456.


Not: 1.İbn-i Sina Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Sempozyumu’nda (30 Nisan-2 Mayıs 2015-Meyra Palace-Ankara),  ‘’Kilin özellikleri, kullanımı (=peloidler)  ve tıbbi jeolojik açıdan değerlendirme’’ konulu bir sunum yapılmıştır.

                   

Copyright © 2012.
Sitenin içeriğinde yer alan yazı ve resimlerin bütün hakları saklıdır. Yazı ve resimler izinsiz olarak kullanılamaz..
Siteyi en iyi İnternet Explorer 8.0 dışındaki tüm browserlarda düzgün görebilirsiniz.